Ana Sayfa
Belge ve Dökümanlar
Ekonomi Eğitim İlişkisi

Belge ve Dökümanlar

Tem 05
11. Sınıf ders kitabındaki yanlışlar

Bu çalışmada Milli Eğitim Bakanlığı tarafından ya...

Haz 19
Yeni Bin Yılın Eşiğinde Millî Mefkûrenin İmkân ve Kabiliyetlerine Eleş

Uygarlık tarihindeki büyük gelişim ve dön&uum...

Haz 10
Turizm sektörü iflas ediyor! Tehlikenin farkında mısınız?

KÜBAK Başdanışmanı Dr. Halil İbrahim Bayrakçı, t...

May 11
Fındıktaki sorun fiyat istikrarsızlığı

KÜBAK Ekonomi Başdanışmanı  Bayrakçı, fındı...

Ekonomi Eğitim İlişkisi

Kultur Bilimleri Akademisi 09 Ocak 2017 14:02:47 Pazartesi

Dr. Halil Uzun

Son günlerde eğitimin dışında ekonomi programlarında bile PISA ya da TIMMS gibi uluslararası öğrenci değerlendirme test sonuçlarının tartışıldığını görüyoruz. Peki ama neden? Eğitim ve ekonomi arasında ne gibi ilişkiler var? Yoksa PISA ya da TIMMS kimilerinin ifade etmeye çalıştığı gibi öcü mü, yoksa bizim yol gösterici olabilir mi?

Uluslararası Matematik ve Fen Eğilimleri Araştırması TIMSS (Trends in International Mathematics and Science Study), Uluslararası Eğitim Başarılarını Değerlendirme Kuruluşu IEA’nın (International Association for the Evaluation of Educational Achievement) dört yıllık aralıklarla düzenlemiş olduğu, 4 ve 8. sınıf düzeyindeki öğrencilerin matematik ve fen bilimleri alanlarında kazandıkları bilgi ve becerilerin değerlendirilmesine yönelik bir tarama araştırmasıdır. Türkiye bu sınavlara ilk olarak 1999 yılında dahil olmuş, 2003 yılındaki sınavlara katılmamış, 2007, 2011, 2015 sınavlarına katılmıştır.  TIMMS 2015 raporuna göre; 4. Sınıf seviyesinde Türkiye, Matematik alanında 49 ülke arasında 36. sırada, Fen Bilimleri alanında da 47 ülke arasında 35.sırada yer almıştır. 8. Sınıf seviyesinde Türkiye, Matematik alanında 36 ülke arasında 24. sırada, Fen Bilimleri alanında ise 39 ülke arasında 21. sırada yer almıştır. 4.sınıf kız- erkek öğrenciler arasında matematik ve fen bilimlerinde puan farkı yokken, 8. sınıf kız- erkek öğrencileri arasında 20 puana yakın fark var. 2011 yılına göre; 4. ve 8. sınıf Fen Bilimleri alanında ve 4.sınıf matematik alanında başarımız artmasına rağmen hala 500 puan ortalamasının altında kalıyoruz. 4. sınıf öğrencilerinin genel başarısında küçükte olsa artış görülürken, 8.sınıf öğrencilerinde hiç bir ilerleme görünmüyor.
“Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı” olan PISA, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından üçer yıllık dönemler hâlinde, 15 yaş grubundaki öğrencilerin kazanmış oldukları bilgi ve becerileri değerlendiren bir araştırma projesidir. PISA Projesi’nde zorunlu eğitimin sonunda örgün eğitime devam eden 15 yaş grubundaki öğrencilerin; Matematik okuryazarlığı, Fen Bilimleri okuryazarlığı ve Okuma Becerileri konu alanlarının dışında, öğrencilerin motivasyonları, kendileri hakkındaki görüşleri, öğrenme biçimleri, okul ortamları ve aileleri ile ilgili veriler toplanmaktadır (1). PISA sınavına dahil edilen öğrenciler tüm ülkelerde eğitim sistemi içinden rastgele seçilmektedir. 2014 yılında dünyanın farklı ülkelerinden birçok akademisyen PISA’yı geleneksel “sonuç değerlendirme” esasına dayandığı, ülkeler ve dolayısıyla öğrenciler üzerinde baskı unsuru oluşturduğu ve eğitim ile ilgili siyasi ve bürokratik yapılar üzerinde vatandaşların “PISA Şok”u yaşayarak değerlendirme ve düzeltmeler talep etmeleri doğrultusunda planlanan eğitim politikalarında sapmalara yol açabileceği konusunda eleştirilmiştir. Bu eleştirilerin bazılarına eğitim bilimsel bakışla katılmamamız mümkün değildir. Ancak bu durum sadece PISA’nın bazı açılardan geliştirilmesini önerebilir, geçersiz ve güvenilir bir test olduğu ve dünyadaki birçok ülke tarafından kabul gördüğü gerçeğini ortadan kaldırmaz.
Yıllardır anlatırız, nitelikli gelişim için, refah ve bolluk içinde yaşama ve ekonomik ilerleme için insan kaynaklarını geliştirmekten yani insanımızı eğitmekten başka şansımız yok diye. Bugünkü haliyle ne yazık ki tarım toplumuyla endüstri toplumu arasında kalıyor olmamız kişi başı yıllık geliri (GSMH) 10 bin dolarlar sınırında tutmakta devam edecektir. Bu nedenle ekonomi alanında ilerleme için dünyaya entegre olma konusunda adımlar atılmalıdır. Bilişim çağında "software (hammaddesiz üretim) konusunda" zeka problemi olmayan Türk Milletinin, treni kaçırdığımız ve peşinden hala koşturduğumuz endüstriden/fabrika üretiminden daha başarılı olacağını düşünmekteyim. Bu doğrultuda ülkemizde bir an önce “tarım toplumundan endüstri/modern topluma geçiş çabaları” yerine “bilişim/post modern çağa geçiş için” ciddi manada uzmanların desteğiyle eğitim reformu yapılmalı ve TIMMS ve PISA’nın gereksizliği, yanlılığı, dezavantajları üzerinde konuşmak/çaba sarfetmek yerine gerçekçi adımlar atılarak eğitim başarısında Singapur Finlandiya Güney Kore ve Çin konumuna yükselmek amaçlanmalıdır.
Cumhuriyet tarihimizde A, B, C, D Partisi diye ayırt etmeden Milli Eğitime baktığımızda, en iyimser rakamlarla %3-5 arası olan okuma yazma oranını artırma ve Yeni Türk Alfabesine geçiş süreci de dahil olmak üzere 74 tane farklı bakan (ki bunların 3 ü akademisyen 2 si eğitimci diğerleri hukuk, maliye, iktisat,siyasal bilgiler, asker kökenli vs) görüyoruz. Belki de en çok bakan değiştiren bakanlık olmakla ün salan milli eğitimimiz, ürettiği politikalarla ne yazık ki ülkenin geleceği olan çocuk ve gençlere kaliteli bir eğitim vererek onları ülke ve dünya toplumuna yararlı bireyler olarak yetiştirmek yerine, iktidarların "kendi arka bahçesi"ni kollama derdinde olmuş ve bizlerin bile takip etmekte zorlandığımız eğitim sistemleri veya sınav sistemler değişiklikleri içerisinde gençliğimizi savurmuşlardır/maktadırlar (kredili sistem/kredisiz sistem-teog-sbs-lys...ss..ss). Bu şekilde devam etmesi dünyaya entegre olmamız ve ekonomik refahımızın artması gibi konularda bir 80 yıl daha harcamamız anlamına gelecektir.
Eğitimde iyileştirme çalışmaları konusunda yapılması gerekenler nedir diye baktığımızda özellikle MEB'in ve Eğitim Fakültelerinin çizmiş oldukları kalın izole bürokratik sınırları (2012 de MEB de ilköğretim kavramı yerine temel eğitim kavramı kullanılmaya başlanmış, bu düzene eğitim fakültelerinde ancak 2016 da geçilebilmiştir ??, daha niceleri var) YÖK koordinasyonunda, aktif ve etkin bir Öğretmen Yetiştirme Milli Komitesi rehberliğinde bir an önce ortadan kaldırıp, alan uzmanları ve eğitim bilimcilerle birlikte inovatif, çağa uygun, geleceği planlayan yeni bir model oluşturulmasıdır. Ancak bu model sadece alışılagelmiş eğitim programları/müfredat çalıştayları şeklinde değil, topyekün hayata geçirilmesi gereken maddeleri gündemine alarak bir an önce çalışmaya başlamalıdır.
1-      Eğitim Fakültelerinin Yeniden Yapılanması: Bu konuda Sayın YÖK başkanımız Prof.Dr.Yekta SARAÇ Bey son dönemde içimize umut aşılayan bazı kararları  açıklamaktadır. Bu yazıyı hazırlarken bazı düzeltmeler yapmamızı sağlayan bu sevindirici açıklamalarda eğitim fakültelerine girişte 240 bin barajı, YGS yerine LYS şartı getirildiğini öğrenmek memnuniyet vericidir. Ancak bu iyileştirmelere devam edilmelidir. 
1.1             Ne yazık ki birçok ilde hatta ilçede eğitim fakülteleri bulunmakta, eğitim doktorası, doçentliği olmayan bir çok öğretim üyesi ve elemanı bu fakültelerde “kitabı varsa derse girerim” şeklinde çalışmaktadır. Eğitim fakültelerinde “bazı” alan derslerine ilgili alan eğitimcisi bulunmadığı ve eğitim bilimleri alanında yayınları/çalışmaları olmayan öğretim elemanı bulunmadığı hallerde diğer fakültelerden hocaların yürütmesinde bir beis bulunmamaktadır. Ancak çoğunluğun eğitim doktoralı ya da doçentliği olmayan öğretim elemanlarından ya da dekan, dekan vekili ya da dekan yardımcısından müteşekkil Eğitim Fakülteleri ne yazık ki eğitimci yetiştirme de büyük handikap oluşturmaktadır. Bu fakültelerin merkez fakülteler şeklinde birleştirilmesi düşünülebilir.
1.2             Eğitim fakültelerindeki dersler ve içerikleri gözden geçirilip seçmeli derslerin oranları artırılıp, bir müzik enstrümanı çalabilen, spor yapan, ilk yardım, sağlıklı beslenme, çiçek ya da bitki yetiştirebilen, drama ya da tiyatro çalışmaları yapabilen ve geniş bir kütüphaneye altyapısına sahip fakültelerde eğitim alan öğrenciler yetiştirilmesi önemlidir.
1.3             Eğitim fakültesi tercih edeceklere öğretmende bulunması gereken kişisel özellikleri taşıyıp taşımadıkları konusunda bir kişilik testi ya da lise öğretmenlerinden referans mektubu uygulamasına geçilmesi düşünülebilir. Ya da bazı üniversitelerde olduğu gibi tüm üniversitelere Sosyal ve Beşeri Bilimler fakülteleri açlılıp, öğretmen adayları YGS ile bu fakültelere yerleştirilip 3 yıl eğitimin sonunda 3.50 ortalama ve üzeri alanlar eğitim fakültelerine/eğitim bilimleri bölümlerine geçişine olanak tanınarak ve 2 yıl teorik ve uygulamalı dersler alarak öğretmenlik hakkını elde etmeleri düşünülebilir. Bu haliyle ve sonuç olarak mevcut “bedbaht” pedagojik formasyon uygulamalarına (bazı üniversitelerde adaylar hiç derse katılmıyor, bazılarında ise kendisinin formasyonu olmayan hocalardan ders alındığını duyuyoruz) da son verilir ve öğretmenlik programlarına yine 3.5 ortalama ve daha üstü puanlar alanlar “en az 4 dönem olmak üzere” dahil edilebilir.
2-      Mevcut görev yapan öğretmenlerin hazırlanacak yeni müfredat doğrultusunda üniversiteler ya da özel kuruluşlar tarafından hizmetiçi eğitimine önem verilmeli bu kurumlar tarafından daha fazla denetleme ve rehberlik hizmetleri almaları, eğitim etkinliklerini planlamadan, değerlendirme aşamasına kadar aktif geri dönüt sağlamaları için çalışmalar yürütülebilir.
2.1       Ve hatta, öğretmenlerimiz kızacak belki ama 657 devlet memurları kanunu öğretmenler için gözden geçirilmeli, maaşları artırılmalı, tezli yüksek lisans ya da doktora yapmaları için desteklenmeli ancak başarılı olanın ödüllendirildiği başarısız olanın ise bu yeni yapılanmaya uyum sağlayabilmesi için kendini geliştirmesine fırsat verilmesi/desteklenmesi düşünülebilir.
3.      Bu eğitim seferberliğinde mevcut okulların fiziksel şartlarının mutlaka iyileştirilmesi, yoğunluğun azaltılması (60-70 kişilik hatta 30-40 kişilik sınıflardan başarı beklemek hayal olur), eğitim materyallerinden beslenmeye, spor ve sanattan sosyal ve kültürel alanlara  kadar geliştirmesi düşünülebilir.
Bu ve bunlar gibi birçok öneri eğitim reformu için sıralanabilir geliştirilebilir. Belki de 2-3 yıl ve daha fazla sürebilecek uzun ve zahmetli çalışmalara kalkışmak ve bunun başındaki “eğitimci” ya da  deyim yerindeyse “işin mutfağından gelmiş” bakanı değiştirmeden, kaliteli eğitim bürokratlarından oluşan bir ekiple bu işi sürdürebilmek gerekir.
Sonuç olarak, artık daha yakından haber alabildiğimiz, görebildiğimiz ve işitebildiğimiz bir dünyada yaşıyoruz ve şimdilerde bizim gibi dünyaya entegre olma konusunda bazı sorunlar yaşayan, bir zamanlar dünyadaki en yeni teknolojileri üreten Japonya’nın yaşadığı ekonomik durgunluğu ortadan kaldırmak için ilk göz attığı yerin eğitim sistemi olduğunu görüyoruz. Zaman kaybetmeden eğitim reform çalışmalarına başlamışlardır. Benzer bir şekilde Finladiya’da öyle. Dolayısıyla ekonomik gelişmenin kaynağı eğitime yapılacak nitelikli yatırımlarla mümkündür. Hatta bir ekonomist PISA sonuçlarının ekonomik verilere etkisinin yansıtıldığı bir raporda, Türkiye’de 2010 doğumluların eğitiminin kaliteli yürütülmesi sonucu PISA sınavından alacakları 25 puanlık artışın 2030 yılında 3,5 trilyon dolarlık bir katma değer oluşturacağını ifade etmektedir. Kısacası çocuklarımızı ne kadar iyi, kaliteli ve dünyaya entegre şekilde eğitebilirsek gelişmişliğimiz o kadar artacaktır.