Ana Sayfa
Basın Haberleri
Türk Dünyası'nın dünya görüşü üzerine

Basın Haberleri

Eyl 11
Başkan'ımızdan HBDH değerlendirmesi

KÜBAK Başkanı Prof. Dr. Kemal Üçünc&uu...

Haz 14
Başkan Türkmen'i ziyaret ettik

KÜBAK Başkanı Prof. Dr. Üçüncü...

Haz 10
Ortamahalle bir üst basamağa geçmeli

KÜBAK Basın Danışmanı Berkant Parlak Trabzon Ortamahall...

Haz 10
Türk Dünyası'nın dünya görüşü üzerine

Tarihçi Prof. Dr. Rafael Muhametdinov  T&uu...

May 22
Kültürel miras tescil edilmeli

KÜBAK Başkanı Prof. Dr. Kemal Üç&uu...

May 11
Yanlışa dikkat çektik

Turizme yönelik olduğu iddia edilen Arapça tabel...

May 11
KÜBAK Başkanı Üçüncü Türk Ocaklarında konuştu

KÜBAK Başkanı Üçüncü, 3 Mayıs T&u...

May 11
Deşt-i Kıpçak Düzlüklerinde/Kuzey Çayırlarında Türk Kültürü

25-27 Ağustos 2017 tarihinde KÜBAK öncülü...

Türk Dünyası'nın dünya görüşü üzerine

Kultur Bilimleri Akademisi 10 Haziran 2016 16:41:21 Cuma

Türk halkları için ortak bir dünya görüşünün gerekli olduğundan bahsetmek isterim. Modern küreselleşen dünyada kültür açısından yakın ve akraba halklar, hayatta kalmak için ittifaklar kurmaktadır. Şu an dünyada sadece 2 bağımsız kuvvet vardır: biri ABD ve Avrupa'yı içeren Batı ve diğeri ise Çin’dir. Çin ve Batı arasındaki ticaret yolları Rusya'dan ve Türk Dünyası'ndan oluşan Avrasya üzerinden geçmektedir. Bu durumda biz Türkler, dünya iktisadının nesnesi değil, ama öznesi olmak için birliğe ihtiyaç duymaktayız. Birlik için, Biz hepimiz ortak kanın ve dilin insanlarıyız diye söylemek yeterince değildir. Biz kendi eski tarihimize, ideolojimize ve felsefemize dayanmalıyız. Bunlardan çoğu bizde henüz üretilmemiş ve meydana gelmemiş durumdadır. Türklerin ortak dünya görüşünün düzenlenmesinden başlamak gerekmektedir. Dünya görüşümüzün özgünlüğü nerededir?

Dünya görüşümüz Arap, Farslılar, Avrupa halklarının dünya görüşlerinden neyle ayrılmaktadır? Kendimizi yenıden ortaya çıkan Türk uygarlığının temsilcileri olarak tanımalıyız. Dünya görüşümüz, bizim eski tarihimiz, folklorumuz ve mitolojimize, ayrıca eski dilimizden yani onun kelime hazinesi ve gramerinden gelen felsefemize dayanmalıdır. İlk önce bıze kendi tarihimizin eskiliğini Altay Türkleriyle sınırlandırmaya gerel değil. Atalarımızın ilk vatanı Altay değildir. Altay, Türklerin yalnız göçe çıktıktan sonra ikinci vatanıdır. Altay teorisine dayandığımızda Sümer dilindeki Türk kelimelerinin var olmasını ve Etrüsk dilinin adeta Türk dili gibi olduğunu açıklamamız imkânsızdır. Ayrıca İskit krallarının Türk isimleri de anlaşılmayacaktır. İsimler ise bunlardır: Targitay, Kolaks, Agar, Tur, Arpoksay, Lipoksay, Kirka, Pal, Tanay. Ayrıca tüm Oğuzlar ve Kıpçakların bazılarının Moğol antropolojik görünümüne değil, Avrupa görünümüne sahip olduklarını da açıklayamayız. Muhtemelen ilk vatanımız Sümer topraklarından kuzeye doğru, yani Güney Azerbaycan’da ve Doğu Türkiye’de yer almaktaydı. Böyle bir yaklaşımı kullandığımızda tüm tutarsızlıklar ortadan kalkmaktadır. Türk tarihine böyle bir açıdan baktığımızda, Sami dillerinde eski Türk kelimelerinin var olması anlaşılmaktadır. Bu itibarla Türk halklarının dünya görüşü, bir yanıyla kadim çağların köklerine, diğer yanıyla çağdaş bilim ve felsefe temeline dayanan, laik ve millî mizaca dayanmaktadır. Türk halkları dünya görüşünün hareket noktası, onların dünyanın en eski milletlerinden olduğu kabûl edilmelidir. Bunu, Türk kelime hazinesinin Sümer, Etrüsk, Kızılderili ve Hint-Avrupa dillerindeki Türkçe kelimelerin varlığı ispat etmektedir. Hâtta bu durum pek çok prototürkçede kelimeler yanında, bazı gramer kuralları bile farklı dillere geçmiştir. Dünya ve Maddenin Oluşumu: Türk Kozmogonisi

Türk kültürünün gerek dilbilim, gerekse mitolojik malzemeleri, dünya oluşumunun manzarasını şöylece anlatıyor: İlkel madde, hava ve su kaosuydu (karışımıydı). Sonra bu kaostan su (yer) ve gök (hava, güneş) ayrılarak, dünya oluşmuştur. Bu dünya, onu yumurta şeklinde tasvir eden Türk mitolojisine uygundur. Muhtemelen, yumurtanın sarısı güneş ve göğü, akı ise okyanus sularını ifade ediyordu. İlk maddeye – gök (hava) ve su kaosuna- Türkler “yer-su” ya da “tengiz/tengir” (deniz) ya da “bütün” , Sümerler ise “absu”demişlerdir. “Kaosun”' su ve havadan oluşmuş olması, bizi yanıltmamalıdır, zira Türk halkları havayı aynı suyun, su buharı şeklinde bir görüntüsü olarak tahayyül etmişlerdir. Bunu Tatarca’da “sulamak” (nefes almak) fiili de tasdik etmektedir. Günümüz bilim adamlarının tezlerine göre, evrenin ilk maddesi, önceleri bir tek hidrojenden ibaretti, yani evren homojendi. İnsanlar ilk sözleri doğadan duydukları sesleri taklit ederek ürettiler. Örneğin “Kar-Kar” diye öten kuşa “Karga” adını verdiler. Bu, yansımalardır. Fakat doğada sessiz nesneler de vardır. Bu nesnelere insanlar çağrışımlı düşünme (associative thinking) vasıtasıyla isimler vermişlerdi. Kadim insanın düşünme kabiliyetinin kuvvetlenmesi çok sıkı şekilde dilin ilerlemesiyle baglıydı. Böylece bir kökten, bir kavramdan manaları yakın olan yüzlerce yeni kelimeler üretilmişti. Somut kavramlardan gramer ekleri gibi soyut kavramlar meydana gelmişti. Bu dil alanındaki süreçleri incileyerek biz atalarımızın tarih öncesi çaga ait olan kültürlerini ve dünya görüşlerini öğrenebiliriz. Yıllarca süren çalışmalarım gösteriyor ki, eski Türklerde “güneş” ve “su” kavramları tek bir sözcükle ifade edilmişti ve bu söz ilk sözlerdendi. Türk dillerine ait olan '”sug/suv'” (su) kelimesinin anlamdaşı “(b) at” kökü vardır (Türk dillerine ait “batmak” kelimesi ile karşılaştırın). Tatar masallarında büyük su alanlarına “at” (“bat” tan olma) denir. Muhtemelen, böylece “atıl” (Volga) ve “Atlantik” kelimeleri ortaya çıkmış. Çuvaş dilinde “su” kavramıyla ilgili “pat – pat” yansıması var. Bu yansıma damlıyan damlaların sesini taklıt ediyor. Aynı kaynaktan, yani “bat”tan oluşmuş “ba, va, ma” kökleri de. Turkçede “ma” sözcüğü, bu bir eylem veya bir eylemin sonucunu ifade eden ektir. Meselâ, “gelmek” – “gelme”, yani “gelme” kavramı. “Yazmak”- “yazma”. Türk “ma” sözcüğünün Sümer felsefi ve dini “me” kelımesıyle ilgisi var. Sümerlerde bu kelime tanrı tarafından verilen ve “bir anlam” manâsını ifade eden bir sözcüktü. Türk dillerine ait olan “ma” sözcüğünün pek çok anlamı vardı: “(b)at” -su, ”neme” - bir şey, nesne, “yazmadı” (olumsuzluk eki), “yazdı mı” - (soru eki). Suyun varlık temeli olduğunu gösteren “ma/va” sözcüğünün görevlerini biz Hint-Avrupa dillerinde de görmekteyiz. Meselâ, Almanca’da - Wasser (su) - etwas (bir şey) – was? (ne?). Aynı olayı Sâmi dillerde görmek mümkündür. Meselâ, Arapça’da: ma (su) – ma (bir şey) - ma (hayır) - ma? (nasıl…? hangi?). Türk Diyalektiği Yukarıda bahsettiğimiz gibi, Türk halklarının gök, hava, güneş, tanrı kavramları, “su” kavramı ile sıkı sıkıya birbirine bağlıdır. “Bal”, ”bay” güneş isimleri de bundan kaynaklanmaktadır. Bunu (güneş) “balktı” - (güneş) “parladı”, (güneş) “bayıdı” - (güneş) “battı” fiilleri de gösterir. Anlaşılacağı üzere, “ba (ma)” kökü, aynı zamanda güneşin varlığı ve yokluğunu ifade eder. “Su” (tuk, sug, suv) kavramına bağlı olan Türk dillerine ait “tuk” kelimesinden “yok” (bir şeyin bulunmaması), “çok” (Oğuz dillerinde “bolluk”) gibi birbirine karşı olan kavramlar ortaya çıkmıştır. Bu, eski prototürk atalarımızın her nesne veya olay içinde çelişkiler taşıdığı, her nesne iki karşıtı içerdiğini anladıklarını göstermektedir. Türklerin dünya görüşüne Tabiata Karşı İhtimam ve Tabiat Estetiği gibi değerler de dahildir. Dünya göruşünün daha bir elemanı, bu, Atalara Saygı ve Vatan Sevgisidır.

Türk halklarının dünya görüşünün bir başka özelliği, onların vatanlarına olan sevgidir. Yеr-Su (b), Türk halklarına göre bir anlamı ifade eder, “vatan” kelimesinin eşanlamı diyebiliriz buna. Vatanlarına, vatan toprağına sevgilerini eski Türkler bir kült haline getirmişlerdir.

Daha bı unsur, Sosyal Adalet ve Türk Halkalarını Toplumsal Gelişme Yoludur. Türk elitine, özellikle de kağana, halkın kaderi ve refahı için sorumluluk hastı. Yani onlar kağanlığı toplum ihtiyaçlarına uygun bir şekile getirmeye çalışmışlardır. Bu konuda Kül-Tigin’in ağabeyi, halka karşı tavrı hakkında şöyle demektedir: “Halkım için geceleri uykusuz geçirdim. Gündüzün istirahat hiç etmedim. Kardeşim Kül-Tigin ve iki şad ile birlikte, bitkinliğe kadar savaşlara katılmıştım. Az kalsın ölecek bir halkı kaldırdım, çıplak halkın giyimini sağladım, fakir halkı zengin ettim, sayısı az olan halkın sayısını çok ettim”. Öyle görünüyor ki, Türk halklarının zihniyeti ne totaliter sosyalizmin mekanik eşitçiliğine, ne de oligarşik kapitalizmin her şeye karşı tekelciliğini kabul edemez.. Bu yüzden biz Türk halkları için halk kapitalizmi diyebileceğimiz bir yönteme göre gelişme yolu tayin etmeliyiz. Netice olarak, Türk halklarının dünya görüşünün ilkelerini şöyle özetlemek mümkündür: Ontoloji (varlık bilimi) açısından, Türk halklarının dünya görüşüne göre:

1. Bütün varlık, tek bir kaynaktan (kaostan) meydana gelmiştir.

2. Bu kaynak (kaos) homojen maddeden (sudan) oluşmuştur.

3. Bütün nesne ve olaylar onların ayrılmaz parçası olan ve iç değişme ve gelişim temeli olan çelişkiyi içerir. Sosyal açıdan ise:

4. Tabiata karşı özenli davranış, onunla uyum içinde yaşama

5. Tabiatı izlerken estetik zevk alma, ona hayranlık duyma

6. Atalara saygı duyma, vatanseverlik, tarihlerinden gurur duyma

7. Sosyal adalet, elitin halk ve devlet için sorumluluk duygusu Sonuç Yukarıda sözü edilen Türk dünya görüşünün temelleri binlerce yıl içinde şekillenmiş, kökleri tarih öncesi Türk halklarına uzanmakta, özgündür ve halklarımızın milli zihnine nüfuz etmiştir. Aynı zamanda onlar, tamamen çağdaş aktüel, ve çağdaş Türk halkları için ve uluslararası değerler sistemine de mükemmel bır şekilde uyumludur.

Prof. Dr. Rafael Muhametdinov